Genel Bakış
İki Boğa'nın en temel gerçeği şudur: ikisi de aynı topraktan yapılmıştır, aynı derinliğe kök salar. Çoğu çift elementler arasında bir çeviri yapmak zorundadır; toprak burcu havanın soyutluğuna güvenmeyi öğrenir, su burcu ateşe önce hissetmeyi öğretir, ve bu çeviri yıllar alır. Boğa ile Boğa o çeviriyi tümden atlar. İkisi de tenin, sabrın, yavaşlığın ve "benim olan"ın ana dilini konuşur; biri "bu içime sinmedi" dediğinde, öteki tek kelime sormadan ne demek istediğini bilir. Kavuşum, çarkın en aynalı açısıdır: birinde olan, ötekinde birebir vardır. İkisi de Venüs'ün çocuğu, ikisi de sabit modalite, ikisi de ikinci evin, yani değerlerin, sahipliğin ve beden hazlarının efendisi. Bu ikilenme onlara sarsılmaz bir ortak zemin verir. Aynı tempo, hep yavaş ve kasıtlı; aynı değerler, güvenlik, güzellik ve sadakat; aynı sevme biçimi, gösterişle değil, her gün aynı saatte demlenen çay gibi gösterişsiz ama hiç aksamayan. İlk karşılaşmaları çoğu zaman bir rahatlama gibidir: ömür boyu kendini hızlandırmaya çalışan bir dünyanın ardından, ikisi de sonunda kimsenin onları acele ettirmediği bir yere varmış gibi soluk alır. Ama aynanın gizli tehlikesi tam buradadır: aynı güç, aynı kör nokta demektir. Hiçbiri değişimi başlatmaz. İki sabit çapa, aynı limanda demir atmış, kimse halatı çözmeye gönüllü değildir. Boğa, ateş gibi parlayıp tükenmez; toprak gibi yavaşça sertleşir. İki meşeyi yan yana dik, bir süre sonra ikisi de aynı gölgeyi düşürür, kök kökle dolanır, ve hiçbiri yerinden kıpırdamaz. İşte iki Boğa'nın asıl gerçeği budur: dünyanın en sağlam, en sıcak ortak toprağı, ama içten içe taşlaşmaya en yatkın olanı. Kavuşumun armağanı ile laneti aynı madalyonun iki yüzüdür: birbirini tümden anlamak, ve birbirinde hiç değişim görmemek. Bu ikili ilk günden son güne dek aynı dili konuşur; öğrenmesi gereken tek şey, o dile ara sıra yeni bir kelime katmaktır.
Aşk ve Romantizm
Aşkta iki Boğa, tenin ve sabrın üstüne kurulu bir tapınak inşa eder. İkisi de çabuk tutulmaz; Venüs ikisine de aşkı bir mevsim gibi yaşamayı öğretmiştir, önce toprak hazırlanır, sonra tohum atılır, sonra sabırla beklenir. Ama bir kez gönül verdiklerinde, o bağlılık taşa kazınmış bir yemin kadar ağırdır. Kur yapma tarzları eski moda ve bedenseldir: uzun uzun pişirilmiş yemekler, kasıtlı bir dokunuş, haftalarca düşünülmüş bir hediye. İkisi de ötekini fazla yavaş bulmaz, ki bu başlı başına nadirdir, çünkü ikisi de daha telaşlı biri için genellikle "fazla ağır"dır. Aynı sevgi dilini paylaşırlar: gösteri değil varlık, bir pazar sabahı hiçbir şey söylemeden yan yana oturabilmek. Boğa için sessizlik bir boşluk değil, doluluktur, ve burada iki kişi o doluluğu aynı anda duyar. En derin armağanları şudur: her biri ötekinin güvenlik açlığını tek kelime açıklamaya gerek kalmadan anlar. Birlikte kurdukları yuva yumuşak ve doyurucudur; sıcak ekmeğin, temiz çarşafların, geç saatlere kadar süren sofraların yuvası, çünkü ikisi de aşkını söze değil, paylaşılan duyulara emanet eder. Ama gölge de ikilenir. İkinci evin iki çocuğu da sevgiyi sahiplenmekle karıştırmaya yatkındır; iki el birden sıkı tutar, kıskançlık kıskançlıkla buluşur. Ve en sinsi risk, ikisinin de yüzleşmekten kaçınmasıdır. Bir kırgınlık doğduğunda, ikisi de onu söze dökmek yerine içine atar, sessizce biriktirir, ve karşıdakinin önce konuşmasını bekler. Söylenmeyen söz boğazda büyür, bu kez iki boğazda birden. Mevlana'nın dediği gibi, sevgi kanatları olan bir kuştur, kafese koyarsan ölür; ve burada iki kuş, her biri ötekine bir kafes örme tehlikesiyle yaşar. En olgun Boğa-Boğa aşkı, ikisinin de avucunu açık tutmayı, sevdiğini kavramak yerine açık bir elin üstünde taşımayı öğrendiği aşktır. Bunu başardıklarında zodyağın en güvenli limanı olurlar: tutkulu ama yormayan, sadık ama boğmayan.
Arkadaşlık
Boğa dostluğu zodyağın güvenli limanıdır, ve iki Boğa bir araya geldiğinde bu liman iki kat sağlamlaşır. Her gün mesajlaşmayabilirler; bazen üç hafta tek kelime etmezler. Ama Salı gecesi biri işini kaybettiğini yazdığında, kapısında şarapla, sağlam bir tavsiyeyle ve serilmiş temiz çarşaflarla beliren öteki olur. Dostlukları gürültülü değil, derindir, tıpkı bir evin temeli gibi: kimse görmez ama bütün ev onun üstünde durur. Sadakatleri sessiz ve devasadır, ve ikilendiğinde üstüne koca bir ömür kurulabilir. Aynı ritmi paylaşırlar: iyi bir sofra, otuz yıl bozulmayan bir alışkanlık, acele etmeyen bir yakınlık. Bir dostluğa girdiklerinde tam girerler, yarım sevmeyi bilmezler; birinin yıllar önce geçerken söylediği bir şey, aylar sonra hiç beklenmedik bir günde ötekinin elinden somut bir iyilik olarak geri döner. Hiçbiri ötekinden sürekli değişmesini, her ay kendini yeniden keşfetmesini istemez; ikisi de bundan zaten hoşlanmaz. Ama aynanın sürtünmesi tam buradadır: ikisi de ötekinin olduğu yerde durmasını ister, ve ikisi de ötekinin büyümesini, değişmesini sessizce bir tür ihanet gibi yaşayabilir. İki kişi, birbirinin kabuk değiştirmesine zor izin verir. Bir de affı yavaş, unutması daha da yavaş iki insan vardır ortada. Bir kırılma geldiğinde ikisi de sessizliğe çekilir, ikisi de ötekinin önce aramasını bekler, çünkü Boğa bir dostu nadiren geri çağırır. Ayakta kalan dostluk, birinin gururunu bir kenara koyup ilk eli uzatmayı göze aldığı dostluktur. Yunus Emre "bir kez gönül yıktın ise, bu kıldığın namaz değil" demiş; iki Boğa bu sözü en derinden bilir, ama bilmek başka, ilk adımı atmak başkadır. Yirmi, otuz yıl süren Boğa-Boğa dostlukları, en az bir büyük küsmenin birinin sessizce kalkıp ötekinin kapısını çalmasıyla aşıldığı dostluklardır. İki sabit toprak, birbirine sadakatin nasıl bir yere, üstüne basılacak bir zemine dönüştüğünü öğretir.
İletişim
İki Boğa arasındaki iletişim sakin, sıcak, telaşsız ve daha hızlı çiftleri tüketen o aceleden mutlu biçimde uzaktır. Hiçbiri lafı bölmez, hiçbiri anında cevap dayatmaz. Uzun sessizliklerde yan yana oturup ikisi de o sessizliği bir doluluk gibi yaşayabilir. Ama bu ikilinin asıl tuzağı tam da bu sakinliğin altında saklıdır: ikisi de yutkunur. Boğa kırgınlığını çoğu zaman dile getirmez, içine atar, sessizce biriktirir, ve Boğa, boğazı yönettiği için, söylenmeyen sözlerin biriktiği o yerle yakından tanışıktır. İki Boğa bir araya geldiğinde o boğazlardaki taşları çıkarmaya kimse yanaşmaz. Ateş çiftleri patlar ve öğleye kalmadan unutur; iki toprak burcu ise sessizce çökeltir, yıllar süren küçük, dile getirilmemiş kırgınlıkları bir tortu gibi katmanlar. Söylenmeyen her şey bedende bir yere yerleşir: boyunda bir gerginlik, boğazda bir düğüm, omuzlarda beton gibi bir ağırlık olur, ve iki Boğa bunu çoğu zaman kavganın yokluğuyla karıştırıp, yanlışlıkla, huzur sanır. Tehlike yüksek sesli kavgada değildir, çünkü öyle kavgalar nadiren olur. Tehlike, hiç söylenmeyen şeylerin yavaşça taşlaşmasındadır. İki Boğa'nın asıl işi, bir kelime boğazda taşa dönüşmeden önce onu sesli söylemeyi öğrenmektir. Bu ikisi için en zor sanat, kavga etmek değil, kırgınlığı zamanında masaya koymaktır. Çünkü ikisi de uyumu o kadar sever ki, huzuru bozmamak için gerçeği yutmaya razı olur, ve yutulan her gerçek bir gün, hiç beklenmedik bir anda, çok daha ağır taşar. Onları kurtaran şey, ikisinin de sözünün arkasında durması, bir kez konuştuklarında dürüst ve sağlam konuşmasıdır. Sorun susmalarında değil, ne zaman susup ne zaman konuşacaklarını ayırt edememelerindedir. Birinin, "içimde bir şey var" demeyi, onu büyütmeden, suçlamadan, sadece masaya koymayı öğrenmesi gerekir. Sessizlik bu ikili için hem en güzel ortak dil, hem de en sinsi zehirdir; farkı, içine ne konduğu belirler.
Ortak Değerler
Bütün o sağlamlığın altında iki Boğa, çoğu çiftin asla ulaşamadığı bir düzeyde, değerler katında hizalıdır, çünkü ikisi de hayatını aynı temel inancın etrafında kurar: iyi olan her şey zaman ister, ve güvenlik ile güzellik bir lüks değil, hayatın asıl meselesidir. İkisi de yeniliğe karşı sadakati, niceliğe karşı niteliği, soyut olana karşı elle tutulanı yüceltir. Her biri cömertçe ama sessizce verir, bağırarak değil. Her biri bir hayatı, biriktirip koruduğu şeyle, yıllara dayanan bağlılıkla ölçer. İşte kavuşumun nadir armağanı budur: değerleri birbirine çevirmeye hiç gerek yoktur, ikisi de aynı pusulayı taşır. Bir karar verirken ikisi de aynı şeye bakar: bu kalıcı mı, bu sağlam mı, bu yıllara dayanır mı; ve çoğu zaman aynı cevaba, hiç konuşmadan, ayrı ayrı varırlar. Ama tam burada kavuşumun ince sorunu da belirir. Tamamlayıcı çiftlerde biri ötekinin fazlasını dengeler; iki özdeş değer sisteminde ise dengeleyecek bir karşı ağırlık yoktur. İkisi de güvenliğe o kadar yüksek bir değer biçer ki, hiçbiri ötekini gerekli bir riske doğru itmez. "Korumak" değeri ortakta, ama "dönüşmek" diye fısıldayacak kimse yok. Boğa'nın tam karşısında duran Akrep, ona hep bunu öğretmeye çalışır: bırakmayı, yakıp yeniden doğmayı, sahip olduğunu kaybetme korkusunu aşmayı. İki Boğa bir araya geldiğinde ise o Akrep dersini taşıyan kimse kalmaz; ikisinin de içinde o dönüşüm dürtüsü zayıftır. Değerleri bir kale gibi sağlamdır, ve tehlike, kalenin kapısını hiç açmamasındadır. Yunus Emre "mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi" diye sormuş; iki Boğa bu soruyu en derinden anlar ama sormaktan çekinir, çünkü ikisi de tutmayı bırakmaya yeğler. Serpilen Boğa-Boğa çifti, ortak değerlerinin bir kale değil, kapısı ara sıra açılan bir ev olmasına izin verenlerdir. Sağlam kalmak başka, taşlaşmak başkadır; bu ikili o ince çizgiyi birlikte öğrenmek zorundadır.
Güçlü Yönler
İki Boğa'nın imza gücü koşulsuz güvendir. Her biri ötekinin gitmeyeceğini, ihanet etmeyeceğini, sözünü tutacağını bilir, çünkü her biri öteki için tam da bunu temsil eder. Dünya kaygan, değişken, sürekli yer değiştiren bir yerken, iki Boğa kalıcılıktan bir ada kurar; ayaklarının yere bastığı tek nokta birbirleridir. Sarsılmaz güvenilirlikleri ikilenir: biri söz verdiyse o söz yere düşmez, ve burada iki kişi birbirinin sözüne çınarın gölgesine sığınır gibi sığınır. Duyusal uyumları da eşi az bulunur. İkisi de bedeni, sofrayı, güzelliği onurlandırır; kurdukları ev hem göze hem damağa bir ziyafettir, çünkü ikisi de kaliteyi taklitten bir bakışta ayırır. Bir Boğa'nın seçtiği tek bir parça, çoğu kişinin tıka basa dolu evinden daha değerlidir; iki Boğa bir araya gelince o özen ortak bir dile, eve giren herkesin sezdiği sessiz bir inceliğe dönüşür. Maddi güvenlikte zodyağın en sağlam servet ustalarından ikisidir; bileşik sabır ikiye katlanınca, telaşa kapılmadan, yavaş ama mutlaka biriken bir bolluk kurarlar. Sadakatleri yapısaldır, taşıyıcıdır, üstüne bütün bir ömür kurulabilecek cinstendir. İkisi de aceleye gelmeyen, derinleşen bir ustalıkla iş görür; başkalarının çoktan vazgeçtiği yerde ikisi de hala sular, bekler, güvenir, ve ektikleri çoğu tohum, geç de olsa mutlaka filizlenir. Ve en nadir armağan şudur: her biri ötekine, dünyanın esirgediği şeyi verir, yavaş olma iznini. İkisi de başkaları için hep "fazla ağır"dır; ama burada, ilk kez, hızlanmaları istenmeden, oldukları gibi sevilirler. Kriz anında çevrelerindeki herkes paniğe kapılırken, ikisi de birer kaya gibi durur, ve insanlar farkında olmadan ikisine birden tutunur. Birlikte kurdukları ev, içine giren herkese ayağının altında sağlam bir toprak olduğunu hissettirir. Telaşlı, kaygan, sürekli değişen bir çağda iki Boğa, "merak etme, biz buradayız, hiçbir yere gitmiyoruz" diyen sessiz bir sözdür. Bu sözü duymak çok kişinin hayatını değiştirir; ve onu iki ağızdan birden duymak, fırtınada iki demir atmış bir liman bulmak gibidir.
Zorluklar
İki Boğa'nın en derin sınavı yapısaldır, ikisinin de sabit toprak olması gerçeğine yazılmıştır. İki sabit burç, değişimi başlatacak hiç kimsenin olmaması demektir. İkisi de rutini sever, ve sevdikleri rutin yavaşça bir kafese dönüşebilir. Boğa o kadar rahat, o kadar güvenli bir hayat kurabilir ki, kendini canlı hissettirecek riskleri asla almaz; iki Boğa bir araya geldiğinde bu konfor iki katına çıkar, ve kuş tüyü bir yatakta hiç uyanmadan yaşlanmak gibi bir tehlike belirir. Güvenlik fazla kaçtığında bir beşik değil, bir kafes olur. İnatları da çarpışır: ikisi de geri adım atmayı küçük bir yenilgi sayar, ve yanlış bir noktada olduğunu içten içe bilse bile son ana kadar direnir. İki kişi, kimse "ben döndüm" demek istemediği için, yanlış bir noktada yıllarca birlikte durabilir. Sahiplenicilik ikilenir, kırgınlık sessizce katmanlanır. Boğa'nın tam karşısındaki Akrep, "benim olan" diyene "paylaştığımız" der, sıkı tutana "bırak" der; iki Boğa'da o Akrep sesini taşıyan kimse yoktur, bu yüzden dönüşümü bilinçle dışarıdan getirmeleri gerekir. Görüntü açıktır: aynı noktaya kök salmış, hiç kıpırdamayan, yavaşça taşa dönen iki meşe. Toprağın gölgesi taşlaşmaktır; sürülmeyen verimli tarla bile zamanla kaskatı kesilir. Bir de para sınavı var: güzel nesnelere ikisi de direnemez, ikisi de Venüs'ün zengin zevkine düşkün, ve hiçbiri birikimin o gösterişsiz disiplininden tam keyif almaz, öyle ki görkemli bir ortak hayat alttan şaşırtıcı biçimde ince akabilir. Üzücü olan, ikisinin de bu donmanın ne zaman başladığını çoğu zaman fark etmemesidir; sebat eden el ile inadına yapışan el aynı eldir, fark sadece içeride, niyettedir. En sessiz sınav ise şudur: ikisi de değişen taraf olmaktan hoşlanmaz, ve birinin, sırf ilişki canlı kalsın diye, o rolü gönüllü üstlenmesi gerekir.
Öğütler
Eğer bir Boğa'yla Boğa'ysan, ilişkin çoğunlukla kendi sıcaklığıyla yürüyecek, ve asıl emek, o sıcaklığın bir durgunluğa döndüğü birkaç yerde gizli. Değişim meselesinin adını erkenden koy: birinizin, hareketi başlatan, dışarıdan yenilik getiren, rutini bilerek bozan taraf olmaya razı olması gerekir, yoksa iki meşe aynı yerde taşlaşır. Avucunu aç. İkiniz de sıkı tutarsınız, ama sıkı tutulan sevgi, avuçtaki kum gibi en hızlı kayandır; sevdiğini kavramak yerine açık bir elin üstünde taşımayı öğren. Bir kırgınlıktan sonra ilk eli uzatan olmayı sırayla üstlenin, çünkü ikiniz de doğası gereği önce aramaz, ve birinin önce aramadığı küslük yıllarca sürebilir. Boğazındaki sözü, taşa dönüşmeden söyle; sessizce kırgınlık biriktiren iki kişi için, susmayı bilerek bozan biri olmak şarttır. Bilinçli olarak yeniliğe yatırım yap: yolculuk, değişiklik, küçük riskler, canın öyle istediği için değil, çünkü canın hep tanıdık olanı ister, hiç sürülmeyen toprak sertleştiği için. Mevlana der ki, bazen bırakmak tutmaktan daha büyük bir güçtür; Akrep'in iki Boğa'ya birden fısıldadığı ders budur. Birikiminizi gerçek bir düzene bağlayın, otomatik ve dokunulmaz, çünkü güzeli seven iki insanın görkemli hayatı içi boşalmasın diye iradeye değil bir sisteme ihtiyacı olur. Yılda bir kez, ikiniz de kendinize aynı dürüst soruyu sorun: bu hayat bizi hala büyütüyor mu, yoksa sadece ona alıştığımız için mi tutuyoruz. Ve bazen, birlikte, avucunuzu açıp bir şeyi bilerek bırakın: eski bir kırgınlığı, dar gelen bir alışkanlığı, korkudan tuttuğunuz bir güvenliği. Hatırlayın ki bu ilişkide kaybeden taraf yoktur, yalnız aynı toprağa kök salmış, birbirini taşıyan iki ağaç vardır; tek tehlike, ikisinin de hiç dal uzatmamasıdır. Yunus Emre "Sevelim, sevilelim" demiş; iki Boğa'nın bütün o sağlamlığı da aslında, sevgiyi bir zincire değil, açık bir ele dönüştürecek kadar cesur olmak içindir.