İçeriğe atla

Koç ve Boğa Burcu Uyumu

Elementler

Ateş (Koç) + Toprak (Boğa)

Modaliteler

Öncü/Kardinal (Koç) + Sabit (Boğa)

Uyum Puanı

70 / 100

Kısa Yanıt

Koç ile Boğa, zodyakta yan yana duran iki komşudur. Aralarında tek bir burçluk mesafe vardır ve astrologlar buna yarım altıgen der: kolay bir uyum değil, ince bir sürtünme. Koç baharın ilk gününde tutuşan kıvılcım, Boğa o baharı meyveye durduran sabırlı topraktır. Ateş ile toprak, hız ile sabır, Mars'ın acelesi ile Venüs'ün ağırlığı bir arada. Koç başlatır, Boğa sürdürür; biri çakmak taşı, öteki ocaktır. Aynı mevsimi paylaşırlar ama bambaşka dillerde konuşurlar.

Genel Bakış

Koç ile Boğa'nın hikayesi takvimde başlar. Koç, 21 Mart'ta, baharın tam ilk gününde doğar; Boğa hemen onun ardından, 20 Nisan ile 20 Mayıs arasında. Zodyakta yan yanadırlar, aralarında tek bir burçluk mesafe vardır ve astrologlar bu mesafeye yarım altıgen der: komşu ama yabancı, aynı sokakta oturan ama ayrı dil konuşan iki insan. Çoğu burç çiftinin tersine, bu ikisi birbirini ilk bakışta tanımaz. Ateş ile toprak ortak bir element paylaşmaz, bu yüzden aralarında kendiliğinden bir anlaşma da yoktur. Koç hayatı bedeniyle yanarak, Boğa bedeniyle tadarak yaşar ve bu iki bedensel dil hiç de aynı değildir. Koç'un Mars'ı eylemin, hücumun, ilk hamlenin gezegenidir; Boğa'nın Venüs'ü hazzın, yavaşlığın, dokunmanın gezegeni. Biri "şimdi" der, öteki "acele etme" der ve bu fark her gün yeniden tercüme edilmek ister.

Ama bu farkın altında nadir bir uyum gizlidir. Koç öncü ateştir, yani bir şeyi başlatan kıvılcım; Boğa sabit topraktır, yani başlananı yıllarca sürdüren ocak. Çakmak taşı tek başına ısıtmaz, ocak tek başına tutuşmaz. Koç baharı açar, Boğa o baharı meyveye durdurur. Modalite düzeyinde bu ikisi birbirinin eksiğini tamamlar: Koç'un asla sahip olmadığı dayanıklılığı Boğa taşır, Boğa'nın çoğu zaman kıt kaldığı ateşleme enerjisini Koç verir. Tek başlarına biri tükenir, öteki tıkanır; bir araya geldiklerinde döngü tamamlanır.

Daha derin bir rezonans da var. Koç birinci evi, yani çıplak benliğin, "ben"in evini yönetir; Boğa ikinci evi, yani o benliğin neye değer verdiğinin, neyi tuttuğunun evini. Zodyak çarkı tam burada, "ben varım"dan "benim olan"a doğru döner. Koç kim olduğunu ilan eder, Boğa o kimliğin neyi sahiplenip koruyacağını sorar. İyi günlerinde bu iki burç bir hayatın iki yarısını birden taşır: cesaretle başlamak ve sabırla büyütmek. Zor günlerinde ise aynı sokakta yaşayıp birbirini hiç duymayan iki yabancı olur.

Aşk ve Romantizm

Aşkta Koç ile Boğa, astrolojinin en eski çekim reçetesini taşır: Mars ile Venüs'ün buluşması, arzu ile hazzın karşılaşması. Bu yüzden aralarındaki ilk kıvılcım sahicidir, bedeni vardır. Ama tutuşma anından sonra iki ayrı saat çalmaya başlar. Koç, ilk öpücükten otuz saniye sonra mesajı atan, hesaplı bekleme oyunu bilmeyen aceleci aşıktır. Boğa ise aşkı bir mevsim gibi yaşar: önce toprağı hazırlar, sonra tohumu atar, sonra sabırla bekler. Sevgisini havai fişekle değil, uzun uzun pişirilmiş bir yemekle, kasıtlı bir dokunuşla, haftalarca düşünülmüş bir hediyeyle gösterir. Koç bu yavaşlığı çoğu zaman bir ilgisizlik sanır, oysa Boğa için ağırlık ihmal değil, ciddiyettir.

Koç'un aşktaki en büyük düşmanı sıkıntıdır; yeniliği olmayan rutin ona yavaş bir boğulma gibi gelir. Boğa'nın en büyük ihtiyacı ise istikrardır; her gün aynı saatte demlenen çay gibi gösterişsiz ama hiç aksamayan bir sevgi ister. Gerilim tam burada doğar. Koç heyecan arar, Boğa huzur. Koç, Boğa'nın sakin sadakatini bazen donukluk sanır; Boğa, Koç'un durmadan hareket edişini bazen bir güvensizlik sanır. Üstelik Koç'un dik başlılığının altında reddedilmekten korkan bir çocuk saklıdır, Boğa'nın sahiplenmesinin altında ise terk edilmekten korkan bir bekçi.

Ama birbirlerine verdikleri ilaç da tam bu farkta saklıdır. Boğa, Koç'a kalmayı öğretir; bir aşkın ilk yangından sonra da, yeniliğin parıltısı geçtikten sonra da yanmaya devam edebileceğini. Koç, Boğa'ya atılmayı öğretir; altı ay düşünülen bir kararın bazen tek bir cesur adımla alınabileceğini. Gölge ise iki inadın çarpışmasında belirir. Koç, sabah dokuzda yaktığı köprünün öğleden sonra üçte yeniden kurulmasını ister; Boğa ise kırgınlığını sessizce içine atar, günlerce taşır. Üstelik Boğa ihaneti asla affetmez, Koç ise dürtüselliğiyle farkında bile olmadan yaralayabilir. Koç sevgisini eylemle gösterir; gezi planını o yapar, masayı o ayırtır, kalabalığın ortasında öper. Boğa ise sevgisini istikrarla gösterir, hiç aksamayan o sıcak varlıkla. İki sevgi dili de gerçektir, yeter ki biri ötekini kendi dilinden anlamayı bıraksın. Bu çift için aşkın asıl sırrı, iki ayrı saati aynı odada uyumlu çaldırabilmeyi öğrenmektir.

Arkadaşlık

Arkadaşlıkta Koç, grubun ateşleme düğmesidir. Kimsenin takvimini sormadan "ayarladım, haziranda yola çıkıyoruz" yazan, çöküntüye düşmüş bir dostunu çıkarmak için kapına hazır bir planla gelen odur. Boğa ise grubun sessiz limanıdır. Belki üç hafta tek kelime etmez, ama Salı gecesi işini kaybettiğini yazdığında kapında şarapla, sağlam bir tavsiyeyle beliren odur. Biri hareketle sever, öteki varlıkla. Koç bedeniyle bağ kurar; koşar, tırmanır, birlikte bir şey yapmak ister. Boğa ise dokunulabilir bir süreklilik ister, insanların bıraktığı yerde durmasını, dünyanın bir köşesinin sabit kalmasını.

Bu yarım altıgen dostluğun sürtünmesi tempo üzerinedir. Koç, Boğa'yı sürekli ayağa kaldırıp maceraya sürüklemek ister; Boğa, sabit modalitesiyle kendi ritmine direnir ve bu direnci Koç bazen tembellik sanır. Oysa Boğa için ağır olmak, derin olmaktır. Buna karşılık Boğa, Koç'un fırtınalı enerjisini bazen yorucu bulur, çünkü o, bir dostlukta hız değil süreklilik arar. Biri her hafta yeni bir şey ister, öteki yıllarca aynı sofranın başında oturmaktan mutludur. Koç dostuna acımasız bir dürüstlükle ayna tutar, Boğa ise hiç sormadan yanında olur; biri seni uyandırır, öteki seni taşır.

Yine de birbirlerine verebilecekleri çok şey var. Koç, Boğa'yı çok rahatladığı o kuş tüyü yataktan kaldırır, ona "haydi, yıllardır ertelediğin riski al" der. Boğa ise Koç'a hiç gitmeyen sabit bir liman olur; fırtına ne kadar büyürse büyüsün yerinden kıpırdamayan, "ben buradayım, ne zaman istersen gel" diyen bir dost. Koç, Boğa'ya cesareti bulaştırır; Boğa, Koç'a o hiç öğrenemediği sabrı, bir dostun yavaş ve mevsimsel derdiyle birlikte oturmayı öğretir. Yirmi yıl süren bir Koç-Boğa dostluğu, neredeyse her zaman büyük bir patlamanın ardından gelen büyük bir onarımı içinde taşır. Çünkü Koç öfkesi söndükten sonra ilk özrü dileyen taraf olur, Boğa ise bir kez gönül yıktığını affetmenin de zaman istediğini bilir. İkisi de sofraya geri dönmeye razı olduğunda, bu dostluk en sağlam olanlardan biri olur.

İletişim

Koç ile Boğa arasındaki konuşma, iki ayrı hızda akan iki nehir gibidir. Koç çabuk konuşur, cevabı karşısındaki daha cümlesini bitirmeden zihninde oluşmuştur ve farkına varmadan sözünü keser. Bir sohbeti ileri taşımak için konuşur, hep harekete geçirmek ister. Boğa ise ağır konuşur, sözünü tartar, çoğu zaman az söyler ama söylediğinin arkasında durur. Bedeniyle düşünür; bir şeyin doğru olup olmadığını içine sinip sinmediğinden anlar ve bu sezgiye varması zaman alır. Koç bu yavaşlığı sabırsızlıkla karşılar, Boğa ise Koç'un hızını bazen bir saldırı gibi hisseder. Biri konuşmayı bir yarış sanır, öteki bir demlenme.

İkinci evin sahibi olarak Boğa, neyin değerli ve kalıcı olduğundan söz etmek ister; birinci evin sahibi Koç ise çoğu zaman ne yapmak istediğinden, hangi hamleyi atacağından söz eder. Biri "şu önemli" der, öteki "şunu yapalım" der ve aynı masada farklı meseleler konuşurlar. Bu, çatışmadan çok bir yön farkıdır; Koç ileriye bakar, Boğa derine.

Asıl risk ikisinin de iki ayrı sessizliğinde gizlidir. Koç, başını yöneten burç olarak, öfkelendiğinde başında bir basınç hisseder, patlar, yüksek sesle söyler, sonra unutur; ama bu patlama Boğa'nın boğazında, yani Boğa'nın yönettiği o hassas bölgede, söylenmemiş bir taş gibi büyür. Boğa kırgınlığını dile getirmez, içine atar ve o sessiz kırgınlık aylarca bir köşede birikip bir gün hiç beklenmedik anda taşar. Bu çiftin asıl işi zamanlama ve dildir. Boğa'nın, içindekini yirmi dört saat içinde sesli söylemeyi öğrenmesi gerekir, yoksa yuttuğu her söz bir düğüme dönüşür. Koç'un ise konuşmadan önce o ünlü üç saniyeyi beklemeyi öğrenmesi gerekir; bu, sözünün hızını kesmek için değil, sesindeki keskinliği almak içindir. Boğa, Koç'un dürüstlüğünü taşıyabilir ama soğukluğunu kaldıramaz. Boğa'ya da düşen, Koç'un her hızlı sözünü bir hüküm sanmamaktır; çünkü Koç çoğu zaman düşünmeden değil, fazla hızlı düşünerek konuşur. Birbirlerinin temposuna saygı duyduklarında, ateşin keskinliği ile toprağın ağırlığı bir dengeye oturur.

Ortak Değerler

Koç ile Boğa'nın değerleri, hem en derin ayrılıklarının hem de en güzel tamamlanmalarının yaşadığı yerdir. Koç, Mars'ın ve birinci evin çocuğu olarak cesarete, eylemin kendisine, ilk hamleye ve her sabah yeniden kanıtlanan bir yürekliliğe değer verir. Onun için yaşamın ölçüsü, başlamaya değer kaç kavga olduğudur. Boğa ise Venüs'ün ve ikinci evin çocuğu olarak güvenliğe, güzelliğe, dayanıklılığa ve yıllar içinde olgunlaşana değer verir. Onun için yaşamın ölçüsü, biriktirip koruyabildiği bolluk, kurduğu ve elinde tutabildiği şeydir. Koç "ben varım, yaparım" der; Boğa "benim olan, korurum" der.

Bu fark parayla da yüzünü gösterir. Koç için para bir yakıttır, yakılmak için vardır; hesap tablosuna danışmadan ani bir yolculuğu finanse ediverir. Boğa için para güvenliğin elle tutulur halidir; dolu bir kiler ona dünyanın en güzel sözlerinden çok huzur verir. Sabırla biriktirir, kaliteli olanı alır ve ölene kadar saklar. Venüs ona güzele dayanamayan bir göz de vermiştir; Boğa için güzellik bir israf değil, bir ihtiyaçtır, oysa Koç çoğu zaman güzelliği fark edecek kadar bile yavaşlamaz.

Ama bütün bunların altında bir tamamlanma yatar, çatışma değil. Yalnız bırakılırsa Koç sonsuza dek kazanır ama kalıcı hiçbir şey biriktiremez; ardında bir dizi zafer bırakır, devamlılık bırakmaz. Yalnız bırakılırsa Boğa öyle dikkatli bir krallık bekler ki o krallık asla büyümez, hatta çoğu zaman hiç başlamaz. Bir araya geldiklerinde dolu bir hayatın iki yarısını birden taşırlar: başlama cesareti ve sürdürme sabrı. Bu çiftin sınavı, ötekinin değerini kendi değerinin bir düzeltmesi olarak değil, eksik yarısı olarak okuyabilmektir. Koç, Boğa'nın yavaş hasadına saygı duymayı; Boğa, Koç'un cesur ilk adımına güvenmeyi öğrendiğinde, ikisi de yalnız başına asla kuramayacağı bir bütünlüğe kavuşur. Cömertlikleri bile farklı akar: Koç zamanını, enerjisini ve hararetli savunmasını verir; Boğa ise emeğini, sabrını ve elle tutulur bir bolluğu sunar. İkisi de küçüklükten ve cimrilikten nefret eder, ve bu ortak nefret onları beklenmedik bir yerde buluşturur.

Güçlü Yönler

Koç ile Boğa'nın asıl gücü, birlikte ateşin tüm döngüsünü tamamlamalarıdır: tutuşma ile süreklilik, başlatmak ile sürdürmek. Koç'un öncü ateşi, Boğa'nın tek zayıflığını iyileştirir; o zayıflık, bir konumda öyle sabit durmaktır ki yeni olan hiç başlamaz. Boğa'nın sabit toprağı ise Koç'un zayıflığını iyileştirir; o zayıflık, yüz projeyi ateşleyip hiçbirini bitirememektir. İkisi arasında hem ateşleme hem de dayanıklılık vardır ve hem cesur başlayıp hem sadık bitirebilen bir çift, hedeflediği neredeyse her şeyi kurabilir.

Birbirlerine, her zaman istedikleri ama nadiren bulduğu şeyi de verirler. Koç, Boğa'nın çok rahat kurulmuş hayatına bir kıvılcım taşır; ona "kuş tüyü yatakta hiç uyanmadan yaşlanma, bir risk al, gerçekten canlı hisset" der. Boğa, Koç'un sürekli hareket eden hayatına bir zemin verir; o ateşe bir ocak, o kıvılcıma yıllarca yanabileceği sabit bir yer. Koç, Boğa'ya cesareti hediye eder; Boğa, Koç'a topraklamayı, duyusallığı ve dinlenmenin tembellik değil, gelecek hasadın hazırlığı olduğunu öğretir. Birbirlerini tanıklıkla da büyütürler: Boğa, Koç'a hiç savrulmadan yanında kalan sabit bir göz olur; Koç, Boğa'ya o rahat kabuğun dışında da bir hayat olduğunu gösterir.

Para konusunda da birbirlerini dengelerler. Koç cesurca kazanır, muhasebeci "yapma" derken bir krediyi göze alır; Boğa ise kazanılanı akıllıca tutar, bileşik getirinin sabrını bilir. Biri kazanmanın yolunu bulur, öteki kazanılanı korumayı. Ama en yalın güçleri şudur: Koç, Boğa'nın hayatını daha geniş, daha canlı, daha cesur kılar; Boğa, Koç'un hayatını daha köklü, daha sağlam, daha besleyici kılar. Dünyaya karşı da güçlü bir cephe kurarlar: Koç savaşmaya hazır, Boğa yerinden kıpırdamamaya kararlı; bu ikisinin koruması altındaki herkes kendini gerçekten güvende hisseder. Çınar ile kıvılcım gibidirler. Kıvılcım çınarı uyandırır, çınar kıvılcıma bin yıllık bir gölge sunar. İkisi yan yana durduğunda, ne salt ateşin tükenişi ne de salt toprağın durgunluğu kalır; geriye yaşayan, büyüyen bir bütün kalır.

Zorluklar

Koç ile Boğa'nın en derin zorluğu yapısaldır, tempo savaşına yazılıdır. Koç'un hızı ile Boğa'nın yavaşlığı geçici bir hal değil, doğalarının ta kendisidir ve hiçbiri tam olarak ötekine dönüşemez. Koç "şimdi" der, Boğa "acele etme" der ve bu ikisi her gün yeniden müzakere edilmek zorundadır. Koç'un Mars öfkesi hızlı ve sıcaktır, anın kızgınlığında yaralayan sözü söyleyiverir; Boğa'nın sabit inadı ise eğilmez, kırgınlığını sessizce ve günlerce taşır, aceleye gelmez. Koç patlar ve öğlene kadar unutur; Boğa yutar ve haftalarca hatırlar. İkisi de ötekinin zaman çizelgesini şaşkınlıkla izler.

İkinci zorluk değerlerin ve paranın çarpışmasıdır. İki ayrı para felsefesi, biri parayı yakılacak yakıt sayar, öteki saklanacak güvenlik; biri dürtüsel harcar, öteki temkinli biriktirir. Bu fark, dikkatle yönetilmezse gerçek bir kırılma çizgisine dönüşür; muhteşem görünen ortak bir hayat, altından sessizce incelir ya da hiç başlayamayan bir tutuculuğa hapsolabilir.

Üçüncü zorluk algıdadır. Koç, Boğa'nın ağırlığını çoğu zaman bir sıkıcılık sanır; Boğa, Koç'un savrukluğunu çoğu zaman güvenliğine bir tehdit sanır. Mars'ın hızı, Venüs'ün sabrını sürekli sabırsızlandırır; Venüs'ün ağırlığı, Mars'ın ateşini sürekli yavaşlatır. Bir de konfor tuzağı var: Boğa öyle rahat bir hayat kurabilir ki Koç o rahatlıkta yavaşça boğulur, oysa Koç öyle çok risk alabilir ki Boğa o belirsizlikte huzursuz olur. En sessiz zorluk ise ikisinin de ötekinin en derin ihtiyacını doğal olarak karşılayamamasıdır. Koç, Boğa'nın yavaş ritimleri için yeterince yerinde duramaz; Boğa, Koç'un aciliyeti için yeterince hızlı hareket edemez. Ortak bir elemente sığınamadıkları için, bu çiftin geriye düşeceği hazır bir zemin yoktur. Bu yüzden başka çiftlerin kendiliğinden bulduğu anlayışı, onlar her gün bilerek, isteyerek tercüme etmek zorundadır. Bu sürekli tercüme yorucudur ve yorgun düştüklerinde Koç başka bir maceraya kaçar, Boğa daha kalın bir kabuğa çekilir. İkisi de kendi kaçışını sevgisizlik değil, bir kendini koruma sanır; oysa o anda ihtiyaç duydukları tek şey, ötekinin dilinde kurulmuş bir tek cümledir.

Öğütler

Eğer bir Koç bir Boğa'yla ya da bir Boğa bir Koç'la birlikteyse, asıl iş tempoyu tercüme etmektir. Koç, hücum etmeden önce üçe kadar saymayı öğren; bu üç saniye, Boğa'nın boğazında bir taş büyütmeyecek tek pratiktir. Ve Boğa'nın yavaşlığını tembellik sanma; o, senin asla sahip olamadığın bir gücün, sabrın adıdır. Onu sürükleme, davet et. Boğa, sen de içindekini yirmi dört saat içinde sesli söylemeyi öğren; yuttuğun her kırgınlık bir gün taşar ve Koç senin sessizliğini, çoğu zaman bir yokluk sandığı için fark etmez. Koç'un hızını bir tehdit değil, bir özen olarak okumaya çalış; o, seni geride bırakmak için değil, hayata bir an önce dokunmak için koşar.

Sıraları bilerek paylaşın. Koç başlatsın, Boğa sürdürsün; biri kıvılcımı çaksın, öteki ocağı yıllarca tutsun. Birlikte gerçek bir para düzeni kurun; Koç'un cesareti ile Boğa'nın sabrı bir araya geldiğinde, irade gücüyle değil, otomatik bir sistemle ayakta duran bir bütçe ortaya çıkar. Koç, yeterince yavaşla ki Boğa'nın duyusal armağanlarını alabilesin: uzun uzun pişirilmiş yemeği, kasıtlı bir dokunuşu, sessizliğin doluluğunu. Boğa, Koç'un risklerinden birini bilerek göze al; avucunu aç ve tanıdık olanı bir kez bırak, çünkü en güçlü hamle her zaman tutmak değildir. Birbirinizin ritmini bir kusur değil, bir armağan olarak görmeyi öğrenin; Koç'un hızı bir gün Boğa'yı uçurumdan atlatır, Boğa'nın sabrı bir gün Koç'u tükenmekten kurtarır.

Mevlana'nın o üç kelimesi her ikinizin yolunu da çizer. Koç için "Hamdım, piştim, yandım"; ham cesaretin zamanla pişip ısıtmayı öğrenmesi. Boğa için "sıkı tuttuğun kum avucundan en hızlı kayandır"; sevdiğini kafese değil, açık bir elin üstünde taşımak. Bunları yapabilirseniz, bu çiftin en iyi halinde olması gereken şeye dönüşürsünüz: bir baharı açan kıvılcım ile o baharı meyveye durduran toprak. Yunus Emre'nin yalın diliyle, sevelim ve sevilelim; ama her biriniz kendi ateşinizi ve kendi sabrınızı yitirmeden.

Sık Sorulan Sorular

  • Koç ve Boğa uyumlu mudur?

    Kolay değil ama değerli bir uyumdur. Koç ile Boğa zodyakta komşudur, aralarında yarım altıgen denen bir burçluk mesafe vardır; bu, ortak bir element ya da hız paylaşmadan yan yana durmak demektir. Ateş ile toprak birbirini ilk bakışta tanımaz, bu yüzden ilişkileri çaba ister. Ama Koç başlatmakta, Boğa sürdürmekte ustadır ve bu ikisi bir araya geldiğinde başka çiftlerin nadiren kurduğu bir bütünlük doğar: cesaretle başlamak ve sabırla büyütmek.

  • Koç ve Boğa çiftinin en büyük zorluğu nedir?

    Tempo çatışması. Koç "şimdi" der, Boğa "acele etme" der ve bu fark geçici değil, doğalarının ta kendisidir. Koç'un Mars öfkesi hızlı parlar, yaralayan sözü söyler ve öğlene kadar unutur; Boğa ise kırgınlığını sessizce içine atar ve haftalarca taşır. Buna bir de para felsefesindeki ayrılık eklenir: Koç parayı yakıt sayar, Boğa güvenlik. Bu iki saatin uyumlu çalması, bilinçli bir tercüme ister.

  • Koç ile Boğa arasındaki çekim neden güçlü?

    Çünkü Koç'u yöneten Mars ile Boğa'yı yöneten Venüs, astrolojinin en eski çekim ikilisidir: arzu ile hazzın, eylem ile duyusallığın buluşması. Bu yüzden aralarındaki ilk kıvılcımın bedeni vardır, sahicidir. Koç doğrudan ve hızlı peşine düşer, Boğa ise aşkı bir mevsim gibi yavaş ve duyusal yaşar. İlk çekim güçlüdür; asıl ömürlük iş, tutuşmadan sonra iki ayrı tempoyu aynı odada uyumlu kılabilmektir.

  • Koç ve Boğa ilişkisinde kim yön verir?

    İkisi de, farklı yerlerden. Koç öncü ateş olarak başlatır: ilk hamleyi atar, planı kurar, tempoyu açar. Boğa sabit toprak olarak sürdürür: başlananı yıllarca taşır, sadakati demirler, kalıcı kılar. Biri çakmak taşı, öteki ocaktır. Sorun, ikisi de aynı anda kendi hızını dayatmaya kalktığında çıkar; çözüm ise sıraları bilerek paylaşmak, Koç'un başlatmasına, Boğa'nın sürdürmesine alan açmaktır.

  • Koç ve Boğa arkadaşlığı uzun sürer mi?

    Sürebilir, hatta yıllarca. Koç grubun ateşleme düğmesidir, Boğa ise sessiz limanı; biri maceraya sürükler, öteki her zaman aynı yerde durur. Sürtünme tempodandır: Koç çabuk sıkılır, Boğa yerinden kıpırdamak istemez. Ama Koç, Boğa'yı konfor uykusundan kaldırır; Boğa, Koç'a gitmeyen bir liman olur. Bu dostluk genellikle büyük bir kavganın ardından gelen büyük bir onarımla derinleşir, çünkü Koç ilk özrü dilemekten, Boğa ise sofraya geri dönmekten kaçınmaz.