Genel Bakış
Boğa ile Oğlak'ın en temel gerçeği şudur: ikisi de aynı topraktan yoğrulmuştur, sadece iki ayrı işe koşulmuştur. Toprak toprakla bir üçgen üzerinden buluşur, yani astrologların çarktaki en zahmetsiz ilişki saydığı o dört burçluk mesafeden, ve sonuç pazarlık değil tanıma olur. Çoğu çift elementler arasında çeviri yapmak zorundadır: ateş, suyun gözyaşına güvenmeyi öğrenir; hava, toprağın ağırlığını anlamaya çalışır. Boğa ile Oğlak bu çeviriyi tümden atlar. İkisi de elle tutulanın, sabrın, zamanla olgunlaşanın ana dilini konuşur; ikisi de bir şeyin gerçek olup olmadığını ona dokunabildiğinden anlar. Ama yalnız benzerlik yorardı, ve bu ikisini kurtaran şey, aynı toprağın gerçekten farklı ürün vermesidir. Boğa, Venüs'ün yönettiği sabit topraktır: durağan, besleyen, şimdinin tadını çıkaran toprak, kök salınca yıllarca yerinde duran. Oğlak ise Satürn'ün yönettiği öncü topraktır: tırmanan, yapı kuran, yarına bakan toprak, en zor yerden başlayıp doruğa yürüyen. Altta daha derin bir yankı var. Boğa ikinci evi, yani sahip olunanın, bedenin, "benim olan"ın evini yönetir; Oğlak onuncu evi, yani kariyerin, saygınlığın, geride bırakılan mirasın evini. Biri şu anın doluluğunu bilir, öteki yılların inşasını, ve birleşmelerinin asıl sürprizi şudur: aslında aynı şeyi istemezler. Boğa elindekinin tadını çıkarmak ister; Oğlak elindekini büyütmek. Bunlar farklı açlıklardır, ve birbiriyle çakışmayan iki açlık, birbirini hiç boğmadan doyurabilir. Boğa sofrayı kurar ve onun tadını çıkarır; Oğlak o sofranın altındaki temeli atar ve onu yarına taşır; biri ziyafetin lezzetini düşünür, öteki ziyafetin sürmesini. Üçgenin tek gizli tehlikesi, her şeyin fazla rahat gelmesinden doğar: iki toprak öyle sağlam kök salar ki, bazen ikisi de yerinden hiç kımıldamamayı huzur sanar, ve görkemli bir hayatın içinde sessizce taşlaşır. İşte Boğa ile Oğlak'ın sırrı budur: aynı toprak, ama iki farklı hasat.
Aşk ve Romantizm
Aşkta Boğa ile Oğlak, başka çiftleri telaşlı gösteren bir ağırlıkla, yavaşça bağlanır. İkisi de çabuk tutulmaz. Boğa, Venüs'ün ona öğrettiği gibi aşkı bir mevsim sayar: önce toprak hazırlanır, sonra tohum atılır, sonra sabırla beklenir. Oğlak ise daha baştan kırk yıllık olanı arar; bu insanın yanında bir ömür durup duramayacağını sessizce tartar, ve geleceğini göremediği yere yüreğini bırakmaz. Bir kez bağlandıklarında ise ortaya zodyağın en sağlam limanı çıkar. Kur yapma dilleri bile aynı toprağa basar: Boğa uzun pişirilmiş bir yemekle, kasıtlı bir dokunuşla sever; Oğlak hiç söylemeden ödenen faturayla, arkana attığı ceketle, sen fark etmeden çözülen dertle. İkisi de sevgiyi havai fişekle değil, her gün tekrarlanan küçük emekle gösterir, ve ikisi de karşılığında gösteriş değil varlık ister: işler sıradanlaştığında yanında kalan, bir pazar sabahı hiçbir şey söylemeden oturabilen bir yoldaş. İşte burada birbirlerinin tam ilacı olurlar. Oğlak'ın Satürn zırhı altında üşüyen bir iç deniz vardır, kendini bırakmayı, yumuşamayı bilmeyen; Boğa'nın Venüs sıcaklığı, o keçiye hazzın suçluluk olmadığını, bir kucaklaşmanın bir başarıdan az olmadığını öğretir. Bir incir ağacının gölgesinde geçirilen sessiz bir öğleden sonra, Oğlak'a en yüksek doruktan daha çok şey söyleyebilir. Boğa'nın istediği sadakati de Oğlak fazlasıyla verir, çünkü onunki yıldönümünü unutmayan, her hastane kapısında bekleyen cinstendir. Gölge, ikisinin de aynı kapıyı kapalı tutmasından gelir. Boğa duygusunu içine gömer, Oğlak seni seviyorum demeyi yıllarca erteler, ve ortada koca bir sevgi olduğu halde ikisi de onu sesli söylemeyi beceremezse, sağlam ama soğuk bir ev kurulur. Boğa sertliği kaldırır, soğukluğu kaldıramaz; Oğlak'ın suskun zırhı ise tam da soğukluk gibi okunur. En büyük tehlikeleri bir kavga değil, romantizmin yavaşça faturalara, listelere, rutine teslim olmasıdır. Bu çift için aşk, sağlamlığı korumak değil, sağlamlığa sıcaklığı da katmaktır.
Arkadaşlık
Arkadaşlıkta Boğa ile Oğlak, gürültü yapmadan ama hiç kımıldamadan oradadır; ikisi de zodyağın o güvenli limanlarından. Her gün mesaj atmayabilirler, haftalarca tek kelime etmeyebilirler. Ama Salı gecesi işini kaybettiğini yazdığında, Boğa kapında şarapla beliren, Oğlak ise hiç tuhaflaştırmadan borç verip o zor ama doğru tavsiyeyi söyleyen kişidir. İkisinin de dostluğu duygusal fırtına üstüne değil, saygı ve sözünün arkasında durma üstüne kuruludur: biri gelirim dediyse gelir, hallederim dediyse halleder. Bağı en hızlı, birlikte bir şey yaparak kurarlar; çünkü ikisi de duyguyu uzun sohbetlerden çok elle, emekle hazmeder. Bir tadilat, bir bahçe, bir hesap, bir uzun yol; sözle değil, omuz omuza iş görerek yakınlaşırlar. Sadakatleri insanın üzerine bir hayat kurabileceği cinstendir, çünkü ikisi de bir dostu nadiren geri çağırır, ve bir kez içeri aldığını ömür boyu tutar. Bir Boğa ya da Oğlak dostun seni hayatında tutması, sessiz ama en sağlam iltifatlardan biridir. Sürtünme geldiğinde ise yine aynı topraktan gelir. İkisi de yerini sevdiği kadar, ötekinin yer değiştirmesinden rahatsız olur. Boğa inadıyla, Oğlak mesafesiyle, ikisi de sürekli kabuk değiştiren, her ay kendini yeniden keşfeden bir dostu bir tür ihanet gibi yaşayabilir, ve dostluğu bile sessizce bir mülk gibi tutmaya meyleder. Ayakta kalan dostluk, bunun adını koyup birbirini değişmeye serbest bırakanların dostluğudur. Boğa, Oğlak'a tırmanışın ortasında durup gülmenin zaman kaybı olmadığını öğretir; Oğlak ise Boğa'ya, çok rahat bir hayatın bazen bir beşik değil bir kafes olduğunu, dostun işi ara sıra o kafesin kapısını açmak olduğunu. Yirmi, otuz yıl süren Boğa ile Oğlak dostlukları, neredeyse her zaman birbirini hem yerinde tutan hem de usulca ileri iten dostluklardır. İki toprak, birbirine sağlam durmayı değil, sağlam dururken büyümeyi öğretir.
İletişim
Boğa ile Oğlak arasındaki iletişim sakin, ölçülü, ayağı yere basan ve daha telaşlı çiftleri yoran o sürekli duygusal gürültüden uzaktır. İkisi de lafı dolandırmaz, abartmaz, havadan konuşmaz; ikisi de bir konuyu çözmek için konuşur, sızlanmak için değil. Pratik meselelerde mükemmel bir ekiptirler: bütçe, plan, ev, gelecek, hepsi sessizce, anlaşmazlıksız, tek bir bakışla yürür. Ama bu ikilinin riski, ateş çiftlerininkinin tam tersidir. Tehlike yüksek sesli kavgada değil, hiç söylenmeyendedir. Boğa kırgınlığını dile getirmez, içine atar, sessizce biriktirir; o sessiz kırgınlık yıllarca bir köşede büyür, ta ki hiç beklenmedik bir anda taşana dek. Oğlak ise duygusunu Satürn zırhının altına gömer, seni seviyorum'u, üzgünüm'ü, sana ihtiyacım var'ı yıllarca erteler. İki suskun insan yan yana geldiğinde, ortada hiç dökülmemiş bir his denizi birikebilir, ve sessizlik bir doluluk değil, yavaş yavaş donan bir boşluk olur. Aralarındaki gerçek fark da gezegenlerinde saklı. Venüs'ün yönettiği Boğa, konforun, güzelliğin, bedenin dilini konuşur: neyin içine sindiğini, neyin huzur verdiğini anlatır. Satürn'ün yönettiği Oğlak ise yapının, sonucun, planın dilini: neyin doğru, neyin verimli, neyin uzun vadede sağlam olduğunu. İkisi de meseleyi konuşur, ama ikisi de hissi konuşmayı atlar, ve günleri dolduran bir gündelik düzen, asla söylenmeyen bir sevgiyi gölgede bırakabilir. Kurtaran şey, ikisinin de sözünün senet olmasıdır: ne derlerse arkasında dururlar, bu yüzden aralarına yalan değil, yalnız suskunluk girer. Yıllarca biriken sözsüz emek aralarında bir güven sermayesi kurar, ama söylenmeyen his sürekli birikirse, aynı suskunluk bir gün ikisini de aynı çatının altında yalnız bırakabilir. İşleri, o suskunluğu bir disiplin gibi kırmaktır. Boğa içindekini taş olmadan sesli söylemeyi öğrenmeli; Oğlak ise kırılganlığını, tıpkı bir iş gibi, takvime yazıp pratik etmeli. Çünkü bu çiftte eksik olan sevgi değil, sevginin sesidir.
Ortak Değerler
Bütün o sağlamlığın altında Boğa ile Oğlak, çoğu çiftin asla ulaşamadığı bir düzeyde, değerler katında hizalıdır. İkisi de hayatını aynı temel inancın üstüne kurar: gösterişe karşı sahiciliği, borca karşı sabrı, parıltıya karşı kalıcılığı yüceltir. İkisi de hızlı zengin olma vaadine derinden güvensizdir, ucuz ve sık yerine pahalı ve kalıcı olanı seçer, ve elindekini gürültüsüz, sessiz bir emekle büyütür. Hiçbiri ötekini hafif, savurgan ya da güvenilmez bulmaz, ve bu başlı başına bir rahatlamadır, çünkü dünya ikisini de yıllarca "fazla ağır, fazla ciddi" diye yargılamıştır. Anlaşmanın içine dokunmuş gerçek bir felsefe farkı vardır, ve bu, Venüs ile Satürn arasındaki farktır. İkinci evin sahibi Boğa, kurulanın şu andaki tadına değer verir: bir lokmanın lezzeti, bir kumaşın dokusu, elinde tuttuğunun doluluğu, yani sahip olmanın hazzı. Onuncu evin sahibi Oğlak ise kurulanın yarına ne bıraktığına değer verir: miras, saygınlık, kendinden sonra ayakta kalacak isim, yani inşa etmenin anlamı. Boğa bir hayatı, içindeki güzelliğin sıcaklığıyla ölçer; Oğlak, geride bıraktığı sağlam yapıyla. Bu bir çatışma değil, bir tamamlanmadır. Kendi başına bırakılınca Boğa elindekine öyle yapışabilir ki hiç büyümez, konforun içinde uyuşup kalır; Oğlak ise bir krallığı öyle dikkatle kurabilir ki onu yaşamayı unutur, kasası dolu, yüreği boş varır altmışına. Birlikte, dolu bir hayatın iki yarısını da kaparlar: hem inşa etme disiplini, hem inşa edileni tatma cesareti. Parada bile birbirini dengelerler; Boğa keçiye güzel kadehin de bir hayat olduğunu, Oğlak Boğa'ya dürtüsel güzelliğin değil sabırlı disiplinin servet kurduğunu öğretir. Ege'nin yüz yıllık zeytin ağacı gibi, ikisi de bir kez doğru diktiklerinin nesiller boyu ürün vereceğini bilir. Serpilen çiftler, ötekinin değerini kendi değerinin bir düzeltmesi değil, tek bir bütün hayatın eksik yarısı olarak okumayı öğrenenlerdir.
Güçlü Yönler
Boğa ile Oğlak'ın imza gücü, ikisinin de yaptığı işi öbürünün tamamlamasıdır. Modaliteleri tam da bu yüzden birbirine geçer: Oğlak öncü topraktır, başlatır, yön verir, ilk taşı koyar; Boğa sabit topraktır, sürdürür, derinleştirir, kurulanı yıllarca yaşatır. İkisi arasında toprağın tam döngüsü vardır, hem atılım hem süreklilik, ve hem doğru anda başlayıp hem sonuna kadar taşıyabilen bir çift, yöneldiği neredeyse her şeyi kurabilir. Bir keçinin vizyonu, bir boğanın sabrıyla birleşince, ortaya yıllara meydan okuyan bir yapı çıkar. Birbirlerinin toprak zaafını da iyileştirirler. Boğa'nın tek başına kaldığında taşlaşma riski vardır, yerinden hiç kımıldamamak; Oğlak'ın öncü dürtüsü onu nazikçe ileri iter. Oğlak'ın tek başına kaldığında tükenme riski vardır, neden tırmandığını unutana dek tırmanmak; Boğa'nın Venüs sıcaklığı ona durup nefes almayı, manzaranın tadını çıkarmayı öğretir. Birbirlerine, her birinin hep istediği ama nadiren aldığı şeyi de bağışlarlar: küçülmesi istenmeden, olduğu gibi görülmek. Oğlak sonunda zırhını gevşetebilir, çünkü Boğa'nın sadakati öyle sağlamdır ki ona güvenmek tırmanmak kadar yormaz. Boğa sonunda konfordan çıkabilir, çünkü Oğlak'ın yön duygusu onu kafese değil ufka çağırır. Birleştiklerinde dünyaya karşı sarsılmaz bir cephe olurlar: ikisi de paniğe kapılmayan, krizde sabit kalan, çevresindeki herkesin farkında olmadan tutunduğu iki kaya. Bir araya geldiklerinde ailelerine, dostlarına, kurdukları her işe sağlam bir zemin verirler; üzerlerine bir hayat kurulabilir. Bir de en yalın güç var, çözümleme gerektirmeyen olan: ortak güvenilirlik. Bu çiftin çevresindeki hayat, başka birçok eşleşmenin çevresindekinden daha durağan değil, daha emin, daha sakin, daha az sallanır bir yerdir. Çünkü uyum içindeki iki toprak, dünyayı sağlam tutma gücünü yalnızca toplamaz, çoğaltır; ta ki yanlarında duran herkes, ayağının altında gerçek bir toprak olduğunu hissedene dek.
Zorluklar
Boğa ile Oğlak'ın en derin sınavı yapısaldır, ikisinin de hayatı elle tutulanın içine gömülmüş iki toprak olması gerçeğine yazılmıştır. İki toprak sağlam bir zemin kurar; ama iki toprak, kımıldamayı da unutabilir. Sorun beklenen yerden, yani inattan ya da egodan nadiren gelir, çünkü ikisi de aynı görkemi istemez. Asıl gerilim gezegenlerinin tam karşıtlığında saklıdır. Venüs'ün yönettiği Boğa içten içe "yeter, dur, tadını çıkar" der; Satürn'ün yönettiği Oğlak ise "daha, tırman, henüz olmadı" der. İkisi de yorulduğunda bu iki ses kafa kafaya çarpışır: Boğa, Oğlak'ı dinlenmeye çeker, keçi bunu tembellik sanır; Oğlak, Boğa'yı hırsa iter, boğa bunu huzursuzluk sayar. Biri durmak ister, öteki yürümek, ve ikisi de ötekinin durağını bir kusur gibi görebilir. İkinci sınav duygusaldır, ve daha sessizdir. İkisi de hissini gömer, ikisi de sevgisini sözle değil emekle gösterir, ve hiçbiri ötekinin çözülmemiş hüznünün yanında, onu düzeltmeye çalışmadan öylece oturacak biçimde kurulmamıştır. Boğa fatura öder, Oğlak derdi çözer, ama birinin sadece tutulmaya, sessizce yanında durulmaya ihtiyacı olduğu mevsimlerde ikisi de eyleme kaçar, ve sevgi varken bile sevgisizlik gibi üşütür. Üçüncü sınav paradır, ve aynı toprağın iki ayrı korkusudur. Boğa Venüs'ün güzelliğine direnemez, el yapımı olana gözünü kırpmadan harcar; Oğlak Satürn'ün kıtlık korkusuyla biriktirir, kendine bir damla tattırmaz; yani biri hayatı satın almak ister, öteki güvenliği biriktirmek. En sessiz sınav ise ikisinin de güvenliği hareketsizlik sanmasıdır. Birlikte öyle rahat, öyle başarılı, öyle düzenli bir hayat kurabilirler ki, romantizmi, oyunu, kendiliğindenliği yavaşça unuturlar, ve görkemli bir ortaklık kurulur ama bir yuva ısınmaz. Mevlana'nın dediği gibi, yara ışığın bedene girdiği yerdir; ama o ışığın girebilmesi için, önce ikisinin de o sağlam duvarda bilerek bir çatlak bırakması gerekir.
Öğütler
Eğer bir Oğlak'la Boğa'ysan, ya da bir Boğa'yla Oğlak, ilişkin çoğunlukla kendi sağlamlığıyla yürüyecek, ve asıl emek, o sağlamlığın taşa döndüğü birkaç yerde gizli. "Yeter" ile "daha" meselesinin adını erkenden koyun, sonra da ona gülün; çünkü hazzı isteyen Venüs ile çileyi seçen Satürn, kabul edildiği an birbirini tamamlar, inkar edildiği sürece ise aşındırır. Oğlak, Boğa'nın durağını tembellik sanma; o sana yeter'in gerçek bir yer olduğunu öğretiyor, ve sen ömrün boyunca tam da bunu öğrenmek için doğdun. Boğa, Oğlak'ın tırmanışını huzursuzluk sayma; o seni kafese değil ufka çağırıyor, ve sen yerinde sayarken solmamak için ona ihtiyaç duyuyorsun. İkiniz de suskunluğu bilerek kırın. Sevgiyi sesli söyleyin, sadece faturayı ödeyip yemeği pişirerek değil; çünkü ortada koca bir sevgi var ama ikiniz de onu söylemeyi öğrenmezse, en sağlam ev bile içten içe üşür. Neşeyi ve romantizmi, tıpkı Oğlak'ın işini takvime yazdığı gibi, takvime yazın; çünkü kendiliğinden gelmesini beklerseniz, gündelik düzen onu sessizce yutar. Gerçek bir birikim düzeni kurun, ama yanına bir de gerçek bir keyif kalemi koyun, ikisi de aynı kutsallıkta; çünkü Boğa güzelliğe gözünü kırpmadan harcar, Oğlak ise hiç tatmadan biriktirir, ve dengeyi ancak birbirinizden öğrenirsiniz. İki eylem yaratığı için en zor sanatı da çalışın: biriniz acı çekerken, öteki bir plan değil, sadece varlık sunmayı, karanlıkta sessizce yanında oturmayı öğrenmeli. Hatırlayın ki bu ilişkide kaybeden bir taraf yok, yalnız tek bir hayatın iki yarısı var: inşa etmek ve inşa edileni yaşamak. Bu birkaç şeyi yapın, ve bu eşleşme yaratıldığı şeye dönüşür: birlikte hem sağlam bir gelecek kuran, hem de bugünün tadını birlikte çıkarmayı göze alan iki usta. Mevlana "aradığın hazine kazdığın yerin altındaymış" demiş; ikinizin hazinesi de zaten kurduğunuz o sağlam toprağın altında, daha kazılmayı bekliyor.