Genel Bakış
Boğa ile Kova'nın en temel gerçeği şudur: ikisi de yerinden oynamaz, ama bambaşka iki yere tutunur. Boğa toprağa kök salar, Kova göğe bakar, ve aralarındaki kare, çarkta üç burçluk o gergin mesafe, bu ikisini birbirine sürekli sürterek büyümeye zorlar. Çoğu çift birbirini tamamlar gibi başlar; Boğa ile Kova ise önce birbirini yadırgayarak başlar. Venüs'ün yönettiği Boğa için gerçek olan, dokunulabilen, tadılabilen, bu sabah elinde tutulandır: sıcak ekmek, sağlam bir çatı, yanında nefes alan bir beden. Satürn ile Uranüs'ün birlikte yönettiği Kova için gerçek olan ise henüz gelmemiş olandır: yarının fikri, kurulacak düzen, herkese yetecek bir ideal. Biri "şimdi ve burada" der, öteki "bir gün ve herkes için". Bu yüzden ilk karşılaşmaları çoğu zaman bir yanlış anlamayla başlar: Boğa, Kova'nın başını fazla yükseklerde sanır; Kova, Boğa'nın ayağını geçmişe çakılı görür.
İkisi de sabit modalitedir, ve işte zorluk da, armağan da buradadır. Sabit toprak demir gibi tutar; sabit hava ise fikrine çınar köküyle yapışır. Üstelik Kova zaten kendi içinde bir gerilim taşır, çünkü hem Satürn'ün düzeniyle hem Uranüs'ün devrimiyle yönetilir, ve Boğa'nın sarsılmaz düzeniyle karşılaştığında bu içsel çelişki daha da görünür olur. İki sabit irade karşı karşıya gelince kimse boyun eğmek istemez, ve bu yüzden astrologlar Boğa ile Kova karesini çarkın en inatçı gerilimlerinden biri sayar. Ama altta sessiz bir denge gizlidir. Boğa ikinci evi yönetir, yani sahipliğin, bedenin, güvenliğin evini; Kova on birinci evi, yani topluluğun, geleceğin, insanlığın evini. Biri "benim olan" der, öteki "hepimizin olan". Bunlar çatışan değil, eksik kalan iki yarımdır. Çünkü Boğa Kova'ya, uçan fikrini indirecek bir toprak verir; Kova Boğa'ya, kök saldığı bahçenin ötesinde koca bir gökyüzü olduğunu hatırlatır. İşte Boğa ile Kova'nın sırrı budur: biri sürekli kök salar, öteki sürekli ufka bakar, ve büyüdükleri gün, kökle ufkun aynı ağaçta buluştuğunu fark ederler.
Aşk ve Romantizm
Aşkta Boğa ile Kova, birbirinin sevgi dilini neredeyse hiç anlamadan başlar, ve işin hem güzelliği hem zorluğu tam buradadır. Boğa aşkı bedenle yaşar: uzun pişirilmiş bir yemek, kasıtlı bir dokunuş, her akşam aynı yerde yan yana oturmanın o sessiz dolu hali. Kova ise aşkı zihinle yaşar: paylaşılan bir fikir, birlikte merak edilen bir dünya, yapışmadan ama hep orada olan bir varlık. Boğa "gel, yanıma otur, elimi tut" der; Kova "bana alan ver, beni boğma, özgür bırak ki kalayım" der. Biri yakınlık ister, öteki mesafe, ve ilk başta her biri ötekinin istediğini bir tür sevgisizlik sanır.
Boğa için Kova'nın serinliği soğukluk gibi gelir. Sarılmak isterken bir adım geri çekilen, "seni özledim" demek yerine aylar önce andığı bir kitabı getiren sevgiliyi Boğa önce çözemez: bu sevgi nerede? Kova için ise Boğa'nın sahiplenmesi bir kafes gibi gelir. Her gün güvence isteyen, sürekli temas bekleyen, "beni seviyorsan şöyle yap" diyen sevgili, Kova'nın en derin korkusunu, bir bağın benliğini yutması korkusunu uyandırır. İşte karenin sınavı budur: Boğa, Kova'nın soğuk değil mesafeli olduğunu, içinde sıcaklık taşıdığını öğrenmeli; Kova ise Boğa'nın bedensel yakınlığının bir zincir değil, bir kök olduğunu görmeli. İkisi de yapısı gereği yavaş açılır, bu yüzden bu çevirinin zamana ihtiyacı vardır, aceleye hiç gelmez.
Bu ikisi tutuştuğunda ise nadir bir şey olur. İki sabit kalp kolay tutuşmaz, ama bir kez bağlandığında kolay da kopmaz. Boğa Kova'ya, uçan aklını indirecek sıcak bir yuva, dokunulabilen bir sadakat verir; Kova Boğa'ya, yerleşik dünyasının ötesinde özgürleşmenin, yeniden hayal etmenin nefesini getirir. Boğa sevgisini istikrarla, Kova özgürlükle gösterir, ve ikisi de bu iki dili birbirine çevirmeyi öğrendiğinde, ne boğan ne soğutan, hem sağlam hem geniş bir aşk kurarlar.
Arkadaşlık
Arkadaşlıkta Boğa ile Kova, ilk bakışta hiç eşleşmeyecek iki dünyadan gelir, ve tam da bu yüzden birbirine bambaşka bir şey öğretir. Boğa dostluğun sıcak ocağıdır: üç hafta haber alamazsın, ama Salı gecesi işini kaybettiğinde kapında şarapla, sağlam bir tavsiyeyle ve serilmiş temiz bir yatakla beliren odur. Kova ise dostluğun zihinsel kıvılcımıdır: sana hiç düşünmediğin fikirleri tanıştırır, masasında bir profesörle bir sokak müzisyenini yan yana oturtur, ufkunu durmadan genişletir. Biri sana "ben buradayım, ne zaman istersen gel" der; öteki "bak, dünyaya şöyle de bakılabilirmiş" der.
Sürtünme geldiğinde ise tempo ve yakınlık üstünedir. Boğa, dostunun yerinde durmasını ister: bıraktığı yerde, tanıdık halinde. Kova ise sürekli değişir, her ay yeni bir dünyaya taşınır, ve Boğa bunu bazen bir tür sadakatsizlik gibi hisseder. Tersinden, Boğa'nın değişmeyen düzeni, geleneğe bağlılığı Kova'ya kimi zaman bir dar kalıp gibi gelir; "neden hep aynı?" diye sorar içinden. Boğa somut bedensel yakınlık ister, Kova zihinsel saygı ve özgürlük; biri her gün aynı sofrayı kurmak ister, öteki her gün yeni bir ufka bakmak. Biri kalıcılığı sadakat sayar, öteki tazelenmeyi, ve ikisi de kendi ölçüsünde haklıdır.
Ayakta kalan dostluk, bu farkın bir kusur değil bir armağan olduğunu görenlerin dostluğudur. İkisi de sabit burçtur, ve bu, sadakatlerinin yapısal olduğu anlamına gelir: bir kez "sen benim dostumsun" dediklerinde, yıllar onları sınasa bile çekilmezler. Boğa, Kova'ya uçan fikirlerini indirecek sağlam bir zemin, topraklayan bir huzur verir; Kova ise Boğa'ya, kök saldığı bahçenin dışında bambaşka ihtimaller olduğunu, değişmenin bir tehdit değil bir kapı olduğunu öğretir. Biri öteki sayesinde daha derin kök salar, öteki daha yükseğe bakar, ve uzun süren bu dostlukta toprakla gök, nadiren de olsa, aynı gökyüzünde buluşur.
İletişim
Boğa ile Kova arasındaki iletişim, iki ayrı dilin masaya oturmasıdır: biri bedenin ve somutun dilini konuşur, öteki zihnin ve soyutun. Boğa yavaş, sakin, elle tutulur konuşur; bir şeyi anlamak için onu görmek, dokunmak, sindirmek ister. Kova hızlı, kavramsal, ufuk açan konuşur; henüz var olmayan bir geleceği bugünmüş gibi anlatır. Boğa "peki bu pratikte ne işe yarar, eve ekmek getirir mi?" diye sorduğunda, Kova çoktan on yıl sonrasını tarif etmektedir. Biri ayağını yere basar, öteki gökyüzünü gösterir, ve aralarındaki köprü her seferinde yeniden kurulmak zorundadır.
Risk, iki ayrı sabit inadın çarpışmasında yaşar. Boğa bir kez fikrini kurduğunda, onu taşa kazınmış gibi savunur; Kova da öyle, havanın sabiti olarak fikrine çınar köküyle yapışır. İki taraf da haklı olmayı değil, haklı kalmayı ister, ve bu yüzden basit bir görüş ayrılığı, kimsenin geri adım atmadığı sessiz bir kilitlenmeye dönüşebilir. Üstüne Boğa kırgınlığını dile getirmeyip içine atar, boğazında yıllarca biriktirir; Kova ise tartışmanın ortasında duygudan kaçıp soğuk akla, mantığa sığınır, tam sıcaklık gerektiği anda mesafeye çekilir. Böylece Boğa'nın söylenmemiş sitemi ile Kova'nın görünmeyen uzaklığı, yan yana büyüyen iki sessizliğe dönüşür. Boğa'nın suskunluğu ile Kova'nın serinliği aynı şey değildir, ama dışarıdan ikisi de aynı soğuk duvara benzer.
Kurtaran şey, ikisinin de aslında dürüstlüğe değer vermesidir. Boğa'nın lafı dolandırmayan açık sözlülüğü, Kova'nın kendine bile yalan söyleyemeyen dürüst aklıyla buluştuğunda, aralarında kör inancın değil, açık hakikatin konuştuğu bir zemin doğar. İşin sırrı tercümede gizlidir: Boğa, Kova'nın mesafesinin bir soğukluk değil bir görüş açısı olduğunu öğrenmeli; Kova ise Boğa'ya fikrini onun anlayacağı somut dile, "bu yarın soframıza ne katar" diline çevirmeyi öğrenmeli. İki sabit zihin bunu yaptığında, kavga değil, birbirini gerçekten duyan iki ses kalır.
Ortak Değerler
Bütün o sürtünmenin altında Boğa ile Kova, derin bir değer ayrımıyla, ama aynı zamanda gizli bir saygıyla durur, çünkü ikisi de sahici olana inanır, sadece sahiciliği iki ayrı yerde arar. Boğa için değerli olan kalıcı olandır: yıllanmış bir dostluk, sağlam bir ev, nesilden nesile geçen bir gelenek, elle dokunulan bir güvenlik. Kova için değerli olan ise ilerleten olandır: yeni bir fikir, kırılan bir kalıp, herkese yetecek bir adalet, bir adım öne taşınan dünya. Boğa kökü yüceltir, Kova kanadı; biri geçmişin biriktirdiği bilgeliğe, öteki geleceğin vaat ettiği ihtimale tapar. Boğa'nın değer ölçüsü dokunduğu şeydir, Kova'nınki ise henüz dokunulamayan.
İşte karenin asıl felsefi gerilimi de buradadır, ve bu, Venüs ile Uranüs arasındaki farktır. Venüs'ün Boğası korumayı, sahiplenmeyi, denenmiş olanı sürdürmeyi değerli bulur. Uranüs'ün Kovası ise sarsmayı, özgürleştirmeyi, denenmemiş olanı kurmayı. Boğa "bu işliyor, dokunma" der; Kova "bu daha iyi olabilir, yık ve yeniden kur" der. Boğa, Kova'yı bazen "çok soğuk, çok gerçeküstü, ayakları yere basmıyor" diye yargılar; Kova, Boğa'yı "çok inatçı, çok maddeci, geçmişe saplanmış" diye. İkisinin de yargısında bir doğruluk payı vardır, ve büyüme de tam bu yargıyı bırakıp ötekinin değerini bir eksiklik değil, kendi körlüğünün panzehiri olarak okumakla başlar.
Çünkü tek başına bırakılınca Boğa, dünyayı öyle sıkı tutabilir ki hiç değiştiremez; kök saldığı toprakta yıllarca, çoktan dar gelmiş bir hayata sırf tanıdık diye yapışıp kalabilir. Kova ise öyle ileriye uçabilir ki hiçbir şeye kök saldıramaz; her şeyi sarsar ama hiçbir bahçeyi büyütmez. Birlikte, dolu bir hayatın iki yarısını da kaparlar: kök salma sebatı ve ufka açılma cesareti. Serpilen çiftler, ötekinin değerini kendi değerinin bir tehdidi olarak değil, tek ve daha geniş bir yaşama felsefesinin eksik yarısı olarak görmeyi öğrenenlerdir.
Güçlü Yönler
Boğa ile Kova'nın imza gücü, birbirinin en kör noktasını tam da kendi en güçlü yanıyla iyileştirmesidir, ve bu, gerilimli iki burç için nadir bir armağandır. Boğa'nın en büyük zaafı değişime direnci, konfora kök salıp orada taşlaşmasıdır; Kova ise tam bu noktada bir ilaçtır, çünkü Kova'nın bütün varlığı "başka türlü de olabilir" der. Bir Boğa, Kova'nın yanında, yıllardır dokunmaya korktuğu bir düzeni ilk kez sorgulamayı öğrenir. Karşılığında Kova'nın en büyük zaafı, fikre uçup bedeni, yakını, somut hayatı unutmasıdır; Boğa ise onu nazikçe yere indirir, "güzel ama bu yarın sofraya ne getirecek" diye sorar, ve uçan vizyonu kök salabilecek bir şeye dönüştürür. Böylece her biri ötekinin fazlasını dengeler, eksiğini sessizce doldurur.
İkisi de sabit burçtur, ve bu, sadakatlerinin çelik gibi olduğu anlamına gelir. Çoğu çift bir kriz fırtınasında dağılırken, Boğa ile Kova ikisi de yapısal olarak kalıcıdır: biri toprağın sabitliğiyle, öteki fikrin sabitliğiyle. Bir kez birbirlerini seçtiklerinde, yıllar onları sınasa da kolay çekilmezler, ve bu iki inadın aynı yöne döndüğü gün, üstüne bir ömür kurulabilecek bir temel doğar. Boğa güvenliği, Kova vizyonu masaya koyar; biri yapıyı sağlamlaştırır, öteki yapının nereye gideceğini görür.
En yalın güçleri ise tamamlayıcılıklarıdır. Boğa, Kova'nın havada asılı kalan idealine bir gövde, bir bütçe, bir takvim verir; Kova, Boğa'nın yerleşik hayatına bir ufuk, bir anlam, bir gelecek katar. Boğa'nın somut emeğiyle Kova'nın geniş görüşü birleştiğinde, sadece hayal eden değil, hayalini gerçekten inşa eden bir çift çıkar ortaya. Toprak göğün vizyonunu taşıyacak kadar sağlam, gök toprağın emeğini yöneltecek kadar uzağı görür hale geldiğinde, Boğa ile Kova kendi başına eksik kalacak her şeyi birlikte tamamlar: biri kökü, öteki kanadı tutar, ve ağaç hem derine iner hem yükseğe çıkar.
Zorluklar
Boğa ile Kova'nın en derin sınavı yapısaldır, ikisinin de sabit burç olması, yani ikisinin de yerinden oynamaktan en çok nefret eden iki burç olması gerçeğine yazılmıştır. İki sabit irade karşı karşıya geldiğinde sorun, bir tartışmanın çıkması değil, kimsenin o tartışmadan geri adım atmamasıdır. Boğa toprağına kök salar ve kıpırdamaz; Kova fikrine yapışır ve eğilmez; ve aralarındaki kare, bu iki inadı sürekli birbirine sürter. Geri adım atmayı ikisi de küçük bir yenilgi saydığı için, basit bir anlaşmazlık günlerce, bazen aylarca süren sessiz bir kilitlenmeye dönüşebilir.
İkinci sınav, sevgi ile özgürlük arasındaki o eski gerilimdir. Boğa, ikinci evin sahibi olarak sevdiğini bir değer, hatta bir mülk gibi tutmaya meyleder; yakınlık ister, sahiplenir, "benim" der. Kova ise on birinci evin çocuğu olarak en çok özgürlüğüne düşkündür; bir bağın benliğini yutmasından ölesiye korkar, alan ister, mesafe ister. Boğa ne kadar sıkı tutarsa, Kova o kadar uzaklaşır; ve Mevlana'nın dediği gibi, avucunda en sıkı tuttuğun kum, parmaklarının arasından en hızlı kayandır. Boğa'nın sevme biçimi, çoğu zaman tam da Kova'nın en çok kaçtığı şeydir.
Üçüncü sınav, gelenek ile devrim arasındaki kopukluktur. Boğa denenmiş, tanıdık, sağlam olana güvenir; Kova ise eskiyi sorgulamadan kabul etmeyi reddeder, "bu hep böyle yapıldı" cümlesi onu rahatsız eder. Boğa, Kova'yı köksüz ve soğuk bulabilir; Kova, Boğa'yı geçmişe saplanmış ve katı. En sessiz sınav ise ikisinin de ötekinin acısının yanında nasıl duracağını bilmemesidir: Boğa bedensel varlıkla, sıcak bir yemekle teselli etmeye çalışır, oysa Kova belki sadece anlaşılmak ister; Kova bir çözüm, bir fikir sunar, oysa Boğa belki sadece sarılmak ister. Mevlana'nın dediği gibi, yara ışığın girdiği yerdir; ama o ışığın girmesi için önce birinin kendi inadını eşiğin yanına bırakıp ötekinin diline geçmesi gerekir.
Öğütler
Eğer bir Boğa'yla Kovaysan, ya da bir Kova'yla Boğa, ilişkin kolay yoldan yürümeyecek, ama tam da bu yüzden seni en çok büyütecek olan budur. İlk işin, ikinizin de sabit olduğunu, yani ikinizin de inatçı olduğunu açıkça kabul etmek, sonra da buna birlikte gülmektir; çünkü iki kaya çarpıştığında kazanan olmaz, yalnız birinin bilerek yumuşamayı seçmesiyle açılan bir yol olur. Kilitlendiğinizde sorun haklı olmak değil, haklı kalma ısrarıdır, ve onu bırakan taraf zayıf değil, en güçlü olandır.
Boğa, Kova'ya alan ver. Onu sıkı tuttukça kaybedersin, çünkü Kova bir mülk değil, bir pınardır: akmasına izin verirsen yanında kalır, baraj kurarsan sessizce başka yöne döner. Sevginin kanıtını onun dilinde ara, sözde değil; o sana "seni özledim" demese de aylar önce andığın o şeyi hatırlayıp getirdiğinde, işte o, en derin sevgisidir. Ve onun mesafesini bir reddediş değil, geniş bir görüş açısı olarak okumayı öğren.
Kova, Boğa'ya yere bas. Ufkun gerçek ve değerli, ama Boğa'nın anlayacağı dile, dokunulabilir ve bugüne ait bir dile çevrilmediğinde, sadece havada asılı bir ses olarak kalır. Ona bedensel yakınlığını esirgeme; bir kucaklama, bir dokunuş, yan yana geçen sessiz bir akşam, senin en güzel fikrinden daha çok "buradayım" der. Ve incelemeden küçümsediğin o geleneğin içinde, Boğa'nın sabırlı bilgeliğinde, henüz görmediğin bir doğru olabilir.
Birlikte hem kökü hem ufku tutmayı öğrenin. Boğa, Kova'nın vizyonunu büyütecek somut zemini kursun; Kova, Boğa'nın güvenli dünyasına nereye gidileceğini gösteren bir gelecek katsın. Hatırlayın ki bu ilişkide kaybeden taraf yoktur, yalnız birbirinin eksik yarısını taşıyan iki taraf vardır: biri toprak, biri gök. Yunus Emre "Sevelim, sevilelim" demiş; toprakla göğün bütün o gerilimi de aslında, birbirinden bunca farkıyla yan yana sevmeyi öğrenecek kadar cesur olmak içindir.